[4,5 yıl önce yazmıştım bu yazıyı. Bugün hatırladım bunu. Ahmet Kaya gideli 10 yıl oldu. Ben eskiden onu çok dinlerdim ama artık o kadar sık dinlemiyorum. Bu demek değil ki türkülerini duyduğumda içim cız etmiyor...]
Ahmet'e,
Eskimiş bir sohbetin hatırasına...
"Bir acayip adam"dır Ahmet Kaya, onu anlamak zordur, tanımların içine hapsedip basitleştirmek, toplumumuzun "rasyonalite ilkesi"ne uygun hâle getirmek çok daha kolaydır -ama ne yazık ki basitliktir.
Bu acayip adam, daha genç ve ateşli bir türkücüyken, elinde bağlaması, kirli sakalı, içinde yanan isyan ateşi, kimliklerinin içinde bunalmışlığıyla Ruhi Su'nun divanına çıkar. Eline alır bağlamasını ve çalıp söylemeye başlar türküsünü. Ruhi Su, bunu dinler ve beğenmez; "Evladım, sazını döver gibi çalıyorsun" der ona, ve ekler: "sazını sever gibi çalacaksın".
Ruhi Su'nun tavsiyesi bize bir ipucu sunuyor aslında. Karşımızda türkülerini bağlamasını döver gibi çalan, türkülerini söver gibi söyleyen bir adam var. Ama sadece "dövme" ve "sövme"den ibaret sayabilir miyiz onun sanatını? Ahmet Kaya aynı zamanda bir aşık değil midir? sevdası yok mudur? Vardır, hem de nasıl...
Ahmet Kaya'yı aşık yapan sevgilisi bir surete, cisme bürünmüş "halk"ıdır. O, sevdasını/aşkını anlatırken "halk" ve "sevgili" arasında bir bağlantı kurar ve birisi olmadan diğerinin yaşanamayacağını gösterirdi. "Halkım gibi sevdiğim kız" der bir şarkısında, onu öpemeden şanlı kavgaya atar kendisini. Vurulur, ölür, ama asla yıkılmaz. Küllerinden doğup geri döner bir Anka Kuşu gibi. Ya da adı başka, sesi başka nice yaşıtı annesine çiçekler içinde bir ülke getirir.
Ahmet Kaya, bir halkın -ki bu sadece kafası karmakarışık Kürt halkının değil, aynı zamanda kafası karışmaya meyilli Türk halkının da- başkaldıran sesidir. Koyunlaşmaya karşı, direnişi unutmuşluğa karşı en ağır sözleri sarfeden sesidir. Çünkü "vergilere bağlanmıştır" o halk ve analarımızın dişleri sökülmüş, felaketler yaşamıştır.
Hiçbirşey olmasa bile, `Şafak Türküsü`nü söylemiştir. Açın dinleyin, "Şafak Türküsü"nün sonunda idam mahkûmu ölüme gidişinde "... koynunda çiçekler, çiçekler içinde bir ülke getirirler..." diye haykırırken, Ahmet Kaya'nın sesi yavaşça bizden uzaklaşmaktadır. İki yanında iki idam memuru, koğuşundan çıkartıp götürmektedirler onu darağacına.
Bunu duyduğunuz anda, işte tam o anda, o hepimizin yana yakıla "suçlu" diye yaftaladığımız mahkûma dönüşürsünüz. Hem kendiniz için, hem mahkûm için, hem geride kalan sevgililer için, hem de oğlunun son mektubunu hiç bir zaman koynunda taşıyamayacak anneler için ağlarsınız.
Ahmet Kaya böyle bir adamdır. Hem ölmüş, hem ağlamıştır. Hem sevmiş, hem kavga etmiştir. Bağlamasını döverek çalmış, sevgilisinin dudaklarından öpüp şanlı kavgaya karışmıştır.
Özü sözü birdir.
Mekânı A'rafır...
27.04.2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 müdahale söz konusu:
Eyvallah.
http://vimeo.com/16145855
Yorum Gönder